Mekke... Yaşlı bir adam ve genç bir delikanlı bir köşede oturup konuşmaktalar.
Önlerinde iyi giyimli bir adam belirir. Genç olanın önüne bir kese altın koyar. Genç: - Sağol, paraya ihtiyacım yok. - Olsun, ben sana veriyorum, ister sen harca, ister fakirlere ver. Genç fazla ısrar etmez. Keseyi alır hemen hepsini ihtiyacı olduğunu bildiklerine dağıtır. Yaşlı adam aynı akşam genci bir başkasından yardım isterken görür ve sorar: - Niçin o bir kese altından kendine ayırmadın? Genç: -Akşama kadar yaşayacağımı düşünemezdim. |
Yorum (yok)
Yorum yaz!
|
İzmir' e girişini Atatürk' ün, Bir kahve duvarındaki resimde gördüm, Bir ılık güz öğlesinde, Şanlı haki urbası üzerinde, Koymuştu kılıcını içine kınının, Yürüyordu arasına sevgili halkının. Ayağında Anadolu' dan getirdiği toz, Bir inanç gözlerinde tükenmez, Alabildiğine insan kalabalığı ardı, Bir aydınlık geleceğe bakıyordu, Işıktı, sevinçti, türküydü, Görseydiniz o resimde Atatürk' ü...
Sabahattin Kudret AKSAL |
Yorum (yok)
Yorum yaz!
|
Herkesin hayata dair hayalleri vardır… Herkes sabah uyandığında yaşayacağı günün, okulu bitirince içerisinde bulunacağı işin, iş sahibi olunca sahip olacağı bahçeli evin ya da satın alacağı son model arabanın düşlerini kurar ömrü boyunca… Ne dün, ne de bugün ilgilendirir aslında bizi; yarınlara çevirmişizdir gözlerimizi… Fakat hayat her zaman hayallerimizdeki gibi tozpembe gitmez. Sonbaharda yaprak dökmesi gibi ağaçların, biz de dökeriz gerçekleşmeyen hayallerimizi hayat ağacından. Çocukluktan beri düşlediğimiz hayatın yaşadığımız hayatla bir türlü örtüşmediğini görünce alışırız hayallerimizin yaprak dökmesine. Hatta bir noktadan sonra tek tek kırarız hayallerimizi astığımız dalları…
Yaşadığım hayal kırıklıklarını düşünmeye başladım bir süredir... Okul hayatımda, iş hayatımda, karşılıklı arkadaşlık ilişkilerimde o kadar çok yaprak dökmüşüm ki çoğunu hatırlamakta bile güçlük çekiyorum. Fakat yaşadığım bir olay var ki ömrümün sonuna kadar unutmama imkân yok…
Siz ilk yaşadığınız hayal kırıklığını hatırlıyor musunuz dostlar? Ben hatırlıyorum. Hem de dün gibi… Altı yaşlarındaydım ve o yaştaki hemen her çocuğun sahip olduğu gibi ufacık bir kumbaraya sahiptim. O zamanlar kumbaram en değerli eşyamdı çünkü içine koyduğum bozuk paralarla istediğim her şeyi alabileceğime inanıyordum. “Küçücük bir kumbarayla ne alabileceğini sanıyorsun ki?” demeyin sakın… Yaşım küçüktü ve hayallerim de ancak o kumbaranın içine sığabilecek kadardı. Şimdilerde “yeni bir bilgisayar alsak, şu telefonu da değiştirsek” diye geçse de içimizden; o dönemde kumbaramızın içine doldurduğumuz hayallerimiz oyuncaklar üzerineydi…
Trabzon’dan Kocaeli’ye göç etmiş bir ailede ilk çocuk, hatta ilk torun olmam sebebiyle hiç geri çevrilmezdi kumbaram. Üç katlı evimizin en üst katında biz, diğer katlarda ise dedem ve amcalarım oturuyordu… Her akşam, sanki bayram harçlığı alacakmış gibi heyecanlı bir şekilde dikilirdim babamın ve diğer aile büyüklerimin karşısına… Her akşam üç katı da dolanırdım küçücük kumbaramla birlikte…
Onlar kumbarama para attıklarını zannederlerdi. “Aferin oğlum, bu yaşta para biriktiriyorsun” deyip yana taranmış saçlarımı okşarlardı her akşam. Halbuki onların kumbarama attıkları bana göre para değil hayallerimdi. Küçücük bir çocuğun küçücük hayalleri… Çünkü atılan her paranın çıkardığı şıngırtı, biriktirdiğim paralarla almak istediğim uzaktan kumandalı arabamın motor sesi olarak canlanıyordu zihnimde…
Babamın aldığı uzaktan kumandalı oyuncak bozulmasın diye annem günün belli saatlerinde verirdi oynamam için… Ben de kendi paramla kendi oyuncağımı alıp istediğim zaman oynayacaktım. Önce araba alacaktım o parayla, sonra da anneme hediye… Küçücük bedenime küçücük hayaller serpiştirmiştim…
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bir akşam geldiğimizde evin dağınık olduğunu gördük. Evet, evimize hırsız girmişti. Hemen kumbaramı sakladığım dolaba koştum. Ama hayallerimi doldurduğum kumbaram da çalınmıştı…
Evet… Küçücük bir çocuğun küçücük hayalleri daha o yaşta suya düşmüştü… Birçok hayal kırıklıkları yaşadım hayatım boyunca. Ama hepsi geldi geçti… Fakat o kumbaramı asla unutamadım. Ve şimdi düşünüyorum… O hırsız benden çaldığı azıcık parayla kendisine ne almıştır acaba?...
Hasan Tandoğan |
Yorum (yok)
Yorum yaz!
|
Sebep sen değilsin çaresiz derde, Derdinden zevk alan hallerim suçlu. Yarlardan aşağı düştüğüm yerde, Tutunca kırılan dallarım suçlu.
Başımı vurduğum son taştan sonra, Yenilen olduğum uğraştan sonra, Aklımı yitirip, bu yaştan sonra, Gönlümde susmayan dillerim suçlu.
Geceyi sabaha eklediğimde, Sabahtan mucize beklediğimde, Toz kadar umudu yüklediğimde, Okyanusta batan sallarım suçlu.
Sevda sarhoşuna tuzaklar kuran, Hüzün yüklerini sırtıma vuran, Sana bir bakışlık arada duran, Erişmeden biten yollarım suçlu.
Solumda çırpınan şu hin oğlu hin, Ömrümü zehreden akılsız kâhin. Ne senin suçun var, ne de talihin, Gönlümü besleyen kullarım suçlu.
Düşlere daldığım dost gecelerde, Aramıza girmez karanlık perde. Gözünü kırparsın, en yücelerde, Yıldıza uzanan ellerim suçlu.
Mehmet Nacar |
Yorum (yok)
Yorum yaz!
|
|
|
|
|
|
| | |